Internet
February 20, 2005
www.xelkedondurma.com
Haydar Karataş
Arthur’un Yıkılmış Hayalleri!
Helnwein’ı tanımıyorum. O bir Miller hayranımıydı bunu da bilmiyorum ve ben resim denilen, insanı şaşırtan, insanın sesten sonra keşfettiği bu en büyük sanatsal edinimin mistik çekiminin nasıl yorumlandığını da anlayabilmiş değilim. Bu sebepten olsa gerek ki, ne zaman bir resimden etkilensem, beni bir sıkıntı alır. Utanırım. Kanımca bu sessiz-karşı koyuş, ifade edilmesi en zor beceridir. Ve insan kendisini etkileyen şeyi açıklayamama çaresizliğine tapabilir... Ancak eğer Arthur Miller’i okumuşsanız, Helnwein’ın bu birbirinden habersiz küçük insanlarının, onun satırlarının arasından kalkıp geldiği hissine kapılmaktan kendinizi alamazsınız. Birbirinden habersizdirler, her biri başlı başına bireysel bir drammış gibi gözükürler, oysa Miller’in dramlarında olduğu gibi bir bütünü oluştururlar.
Zurich’in arka caddelerinin birinde, Berta sokağında (strasse) iki pencereli küçük bir bar var. Belki o ünlü İda dağının değil ama, İda meydanının karşısındadır. Kapısı gıcırdayarak açılan bu küçük barın dip köşesinde G. Helnwein’ın bir tablosu asılıdır. Ne vakit bu bara gitsem, dip köşeye oturur bu resimden gözümü alamam... Helnwein’ın bu resmi bana çok garip gelir, tabloda bir barmen, iki müşteri ve bir de Marilyn Monroe vardır. Barmen içki mahzeninin arasında şişelerin içinde kaybolmuştur. Hele müşterilerden biri var ki, dersiniz Arthur Miller’in sahnelenen oyunlarının birinden kaçıp gelmiştir.... Bu tabloda yer alan barmen, iki müşteri ve Marliyn Monroe tamamen bir birlerinden farklıdırlar, her biri ötekisinden habersizdir, uçmuş iki müşteri, kendisinden habersiz elleri barda dolanan barmen ve tüm bu ayrı ayrı uçmuş insanların aksine dramatik bir şehvetle gülen Marliyn Monroe... Helnwein’ı tanımıyorum. O bir Miller hayranımıydı bunu da bilmiyorum ve ben resim denilen, insanı şaşırtan, insanın sesten sonra keşfettiği bu en büyük sanatsal edinimin mistik çekiminin nasıl yorumlandığını da anlayabilmiş değilim. Bu sebepten olsa gerek ki, ne zaman bir resimden etkilensem, beni bir sıkıntı alır. Utanırım. Kanımca bu sessiz-karşı koyuş, ifade edilmesi en zor beceridir. Ve insan kendisini etkileyen şeyi açıklayamama çaresizliğine tapabilir... Ancak eğer Arthur Miller’i okumuşsanız, Helnwein’ın bu birbirinden habersiz küçük insanlarının, onun satırlarının arasından kalkıp geldiği hissine kapılmaktan kendinizi alamazsınız. Birbirinden habersizdirler, her biri başlı başına bireysel bir drammış gibi gözükürler, oysa Miller’in dramlarında olduğu gibi bir bütünü oluştururlar. Ve Marilyn, her daim objektif tutulmuş gülen bu sarışın dilber, kanımca Magazin gazeteciliğinin dönüm noktasıdır. Magazin gazeteciliği, magazini üst-sosyete kültüründen alıp sokağa; hatta taşraya kadar götürmesini Marilyn Monroe’ye borçludur.... Bu sebepten Helnwein’ın tablosu, Arthur Miller’in küçük bireysel insanları okunmadan anlaşılmazdır. Miller 1915’de Polonyalı yahudi bir anne babandan doğar, ailesiyle birlikte Amerika’ya kaçar ve New-York sokaklarında büyür. Büyük iktisadi bunalımı yaşar. Oyunları bireysel dramlar gibi gözükse de çağının önemli, toplumsal siyasal, ahlaki sorunlarını irdeledi..... Cadı Kazanı 17. Yüzyılda Massachusetts’in Salem kasabasında yaşanmış olan Cadı avlarını konu alıyordu. Oysa gerçekte, o dönemde ABD’de yaşanan Amerikan Aleytarı Faaliyetler Komitesinin, Komünizm soruşturmalarını eleştiriyordu... Ancak edebiyat okuru şöhreti pek sevmese de, Miller aynı zamanda bir şöhretti, McCarthy Komitesine ispiyonluk yapmayı reddeder. Ve aynı yıl yeni 1956 yılında “dünyanın en makbul sarışını” Marilyn Monroe ile evlenir. Derler ki, ABD’ de yaşayan Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komitesinin karşısına Miller çıkmadan bir gün önce, Komite başkanı Miller’e eğer Marilyn Monroe onunla bir resim çektirirse, oturumu iptal edeceğini söylemiş. Miller bu isteği geri çevirir ve Komite onu bir kez daha ülke için bir tehdit olduğuna Karar verir. .. İkinci bir sansasyon ise, Kudüs Ödülü’ne layık görüldüğünde yaşanır, yerleşim yerlerini terk etmediği için İsrail’i eleştirir ve Kudüs Belediye Başkan’ı Uri Lupolianski’nin sinir krizleri geçirmesine yol açar. Arthur Miller son 60 yıldır hem Brodway hem de dünya sahnelerinde oyunları en çok sahne alan yazardı. Benim izleme şansım olmadı. Ki onu çok özel bir ortamda tanıdım. Ancak, sahnede olmasa da pek çok dramasını okudum. Miller satırlarda dahi, okuyucuyu sahneye taşıyabiliyor. Öyle ki, okuduktan sonra farkına varmadan tanıdığınız insanlara, onun rollerini dağıttığınızı görürsünüz. Ama eğer Almanca sorununuz yoksa, Zürich sahnelerinde mutlaka oynanan bir Arthur Miller oyunu vardır, belki de onun son yazdığı henüz Türkçe’ye çevrilmemiş olan “Finishing the Picture’ - Resmi Tamamlamak - (Monroe ile arasındaki evliliği anlatıyormuş) oyunu oynanıyordur. Gidin derim... Tiyatro çıkışı Bertastrassedeki o küçük bara uğrayın ve o zaman göreceksiniz ki, Helnwein’ın “Yıkık Düşler Bulvarı” (Boulevard of Broken Dreams) tablosu izlediğiniz oyuncuları sizden önce çalıp Berta sokağındaki barın arka dip duvarına asmıştır. ... Sakın onları bir yerlerden tanıdığınızı söylemeyin, bakarsınız kırılırlar belki de rahatsız olurlar, kendinize bir kahve söyleyin. Ve o vakit daha iyi anlayacaksınız dünya sahnelerinin büyük bir ustayı kaybettiğini...




back to the top